#susuzluk#, #kuraklık#, #kıtlık#

Her şey bir dikili ağaçla başladı.

Ağaç, ormanın ilk adımıydı; ağaç orman oldu. Ağaç, suyun ilk damlasıydı; ağaç yağmur oldu, çaylar, ırmaklar, göller ve sonra denizlere dönüştü. Ağaç soluk almaktı; kirli havayı temizleyip bol oksijen verdi. Ağaç güzellikti; şiir oldu. Ağaç hayvanlara, tüm canlılara korunak oldu. Ve ağaç, insanları bağrına bastı. İnsan ağaçla güzelleşti, hayat buldu, canlandı, dirildi, çoğaldı, arttı, milyonları buldu sonra milyarlar oldu. Sade, saf, sadece güzellik arayan insan ağaca şiir yazdı; ozanlar türkü yaktı. Servi, Çınar, Kiraz, Salkımsöğüt edebiyatımıza girdi.; roman, masal, öykü oldu. Kendinden bildi insanoğlu tüm ağaçları. Ağacın kokusu hastaya şifa, yaprağı ilaç oldu. Beşikten mezara kadar ağaç insanın yoldaşı oldu.

#susuzluk#, #kuraklık#, #kıtlık#...

İnsanoğlu yerinde duracak değil ya büyüdükçe büyüdü, çoğaldıkça çoğaldı, dünyaya sığmaz oldu. Dünyanın nüfusu o kadar arttı ki kendisine hayat veren can damarı ormanları bile yavaş yavaş yok etmeye başladı. Birileri dedi ki: sayı çok arttı, azalalım; yoksa biz aç kalırız. Ogün bugündür sofralarda bir kavga başladı. Birileri hesap kitap yaptı; savaşlar çıkardı, hastalıklar icat etti, ülkeleri birbirine kırdırdı. Sonra o birileri dünyayı hoyratça, keyiflerince kullanmaya başladı. Bunlar bir avuç insanlardı aslında; birkaç aile; ama etkiliydiler. Bunlar ‘Ben’di, ‘Biz’ değil… Su azaldı, ormanlar kesildi, toprak ve hava kirlendi. İnsanoğlu kendi kendini yok etmeye başladı. Hedef ormanlardı, denizlerdi, madenlerdi. Yakılmaya, kesilmeye, kirletilmeye başlandı.

#susuzluk#, #kuraklık#, #kıtlık#...

ABD'deki Yale Üniversitesinde ilginç bir araştırma yapıldı. Araştırmayı yöneten Thomas Crowther isimli bir bilim insanı. Buna göre her yıl yaklaşık 15 milyar ağaç tarım ve konut arazisi açma, maden arama, bakımsızlık ve yangın gibi nedenlerle yok edildi.

15 milyar ağaç…

Ormanlar göz göre göre yok ediliyor. Oysa orman dünyanın dengesiydi. Bizim dikmediğimiz, belki binlerce, on binlerce yıl önce atalarımızın diktiği ağaçları biz yok ediyoruz. Onlar bizim değildi; onlar bize emanetti; ama biz yok ettik.

#susuzluk#, #kuraklık#, #kıtlık#...

Denge bozuldu. Verimli tarlalar betonlaştı. Toprağın suyu hoyratça kullanıldı. Su, hava, toprak kirletildi. Doğanın sahipleri olan tüm canlıların yaşam hakları ellerinden alındı. Denizde balıklar, havada kanatlılar, karada bal arısı yok olmaya başladı.

Bal arısı yok oluyor! Bal arısı yok olunca…

#susuzluk#, #kuraklık#, #kıtlık#...

İlk uygarlıkların 11 bin 700 yıl önce ortaya çıkmasından bu yana, yeryüzündeki ağaç sayısında, yüzde 46 oranında azalma oldu. Bu azalma doğanın dengesini canlılar aleyhine bozdu. Yok edilen 15 milyar ağaç… Bu çok korkunç bir rakam! Sözgelimi Kaz Dağları’nda 350 bin ağaç kesildi maden arama çalışmaları için. Yıllarca devam etti bu ağaç kesimi. 1997 yıllarında Muş’ta, Siirt'te, Diyarbakır’da teröristler ormanlık alanlarda barınıyor gerekçesi ile bölgenin ormanları ya kesildi ya da atılan yangın bombaları ile ateşe verildi; yani ormanlık alanlarımız yakıldı. Orda, burada, şurada her yerde yazlık için, otel için ağaç kesildi, ormanlar talan edildi. Ormanların yakılması affedilir gibi değil; ancak ağaçlarla birlikte şifa kaynağı bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar da yandı. Ormanlardan elde edilen tohum, çiçek, kozalaklar yok edildi. Oysa bu varlıklar toprak, hava, su, ışık ve sıcaklık gibi canlı hayatın vazgeçilmez unsurlarıydı. Dünyayı dengeleyen ekosistemlerdi. Fırtınaların, rüzgarın hızını azaltırdı ormanlar. Ormansız bölgelerin fırtınalarda nasıl bir afet yaşadığı, nasıl bir çevre felaketi olduğu yüzyıllardır bilinir. Kar ve yağmurun yağışını kucaklardı, gövdesi ve kökleri ile tutar, su taşkınlarını önler; suyu toprağa verir yer altı sularını beslerdi hiç usanmadan. Yaşamın vazgeçilmez kan damarlarıydı. İnsanların, bitkilerin, hayvanların doğal su kaynakları, dünyada yok edilen ormanlarla birlikte kurutuldu, kesildi can damarları. Ağaç köklerinin bilinmeyen görevleri de var: toprağı kılcal damarlarıyla tutar, toprakta ilerler, diğer ağaç kökleriyle buluşur, bizlerin anlayamayacağı iletişime geçer. Ağaçlar, toprağın içerisinde farkında olmadığımız ağ kurmuşlar. Şüphesiz bu ağın, canlılar ve özellikle insanlar için olduğunu düşünsek, yanlış olmaz. Toprağa sıkıca sarılmaları da canlılar için değil mi? Su taşkınlarını önlemesi, nehirlerin toprağı taşımasını önlemesi az bir şey mi? Türkiye’nin en etkili çevre kuruluşu TEMA diyor ki: ‘Her yıl "Kıbrıs Adası" kadar toprak denize akıyor!’ Bu oranlama dünya için ciddi bir tehdit.

#susuzluk#, #kuraklık#, #kıtlık#...

Ormanlar yok edildikçe toprak yok oluyor.

Toprak yoksa tarım yok, üretim yok;

Su yoksa ürün yok, üretim yok;

Hava yoksa soluk alma yok.

Toprak, hava ve su yoksa yaşam yok...

Bilim, ormanların yok edilmesini birçok felaketin habercisi olarak görür. Bilim uyarır, tedbir alın der. Felaketlerin ayak sesleri çok etkili ve çok çabuk yayılıyor. Dünyayı egemenliği altına alan Büyük Güçler, sanayi ve enerji güçleri şaşkınlık içerisinde. Şaşkınlar; ama umursamıyorlar. Bindikleri dalı kesiyorlar/kesemiyorlar. Bu ailelerin tüm varlıkları olan ürettikleri otomobiller, uçaklar, toprağın derinliklerindeki maden arayışları, tüm canlılar için tehdit olan nükleer santraller, yaşam alanlarını yok eden HES’ler, atmosferdeki ısıyı olumsuz etkileyen gökdelenlerdeki gaz salınımları dünyayı, doğayı yok eden en hızlı felaketlerdir. Alınan tedbirler ise denizde kum tanesi kadar. Oysa Prof. Dr. Orhan Şen, ‘Basit tedbirlerle doğayı korumanın mümkün olduğunu, söylüyor. Trafik yoğunluğunu azaltmak için toplu taşıma araçlarının tercih etmek, gibi… Her türlü israftan kaçınmalıyız, gibi… Kömür tercihlerimizde de kaliteye yönelerek güneş, rüzgar, jeotermal, hidroelektrik enerjileri gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından daha fazla yararlanmak, gibi... Özellikle yenilenebilir enerjide payı artırmak, gibi... Türkiye'nin buna ihtiyacı var, herkes duyarlı davranmalı, ülke olarak atmosfere salınan karbondioksit miktarını azaltmalıyız, gibi...

Bilim böyle diyor.

Daha somut, daha can alıcı bir örnek de Mustafa Kemal Atatürk’ten verebiliriz. Yalova’da yapılan köşke Çınar ağacı engel olunca, çınar ağacını kesmek yerine, 5 metre kaydırıldı. Köşk de Çınar ağacı da halen duruyor. Dünyada eşi benzeri olmayan bir örnektir bu.

Ağaca, ormana verilen önemin bir diğer örneği de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi dinlendiği yer olan Anıtkabir’de yaşandı. Bu, tam bir Atatürk Felsefesi olan, Yurtta Sulh, Cihanda Sulh anlayışıdır!

Anıtkabir toplam 750 bin metrekaredir. Bunun 120 bin metrekarelik bölümü anıt bloğu, geriye kalan 630 bin metrekarelik bölüm ise, on binlerce ağaçtan oluşan Barış Parkı'dır. Yani aslında Anıtkabir devasa bir ormanın ortasındadır.

#susuzluk#, #kuraklık#, #kıtlık#...

Barış Parkı’nı oluşturan ağaçlar, muhteşem bir düzene göre dizilmiştir. Anıtkabir, bu dünyanın en anlamlı açık hava müzesinin ağırlık merkezindedir. Anıt'a yakın olan ağaçların boyları kısa, dışa doğru gittikçe yüksek boylu ağaçlar dikilmiştir. Bu görüntü, Anıtın heybetini daha da gözler önüne sermek içindir.

Ya ağaçlar? Asıl muhteşemlik burada!

Barış Parkı’na Amerika Ladin’inden tutun da Yunanistan Kayın’ına, Afganistan Akkavak’ından tutun da Alman Huş ağacına, Irak Musul fıstığından tutun da Fransa Sahil asmasına kadar ne kadar dünyada ağaç çeşidi varsa Barış Parkı’na dikilmiştir. Gerçek bir barış parkı. Bir tarafta ormanları yok eden anlayış diğer tarafta bozkırı ormana çeviren bir anlayış…

Tüm canlıların malı olan ormanlar böylesine korunması gerekirken ve Türkiye’nin her karışı ağaçlandırılması gerekirken neden su, hava, toprağın bereketi insafsızca yok ediliyor? Göz göre göre… Sırf bir avuç insanın kazancı için…

Bir avuç insan doğaya meydan okuyor; savaş açıyor.

Hırsına yenik düşen bir avuç insan yüzünden yaşam yok oluyor.

Bilmin şu uyarısı da fark edilmedi: ‘Fazla su tüketimi sonucunda bazı ülkelerde yeraltı suları tükenmiş durumda… Tarım tehlikede… Yiyecek sıkıntısı… Çin, Hindistan, Pakistan, Mısır da tahıl sıkıntısı var… Endüstri de susuz kalacak, tarım da susuz kalacak…’

#susuzluk#, #kuraklık#, #kıtlık#...

‘Ormanı yok eden ülkeyi yok eder./ Ormanı yok eden dünyayı yok eder.’

Ormanlar tüm canlıların dostu, yoldaşı, bereketidir. Sıcağı soğuğu dengeleyen, yaz sıcaklığını azaltırken kış sıcaklığını artıran muhteşem bir özelliği olan canlılar dostudur. Nesli tükenmekte olan hayvanların üretim, korunma, yaşama alanıdır.

Doğa, kendisini yok eden insanlardan intikamını alıyor.

Yazık, suyun asıl kaynağı kar, mevsiminde bile yağmaz oldu, yağmurlar azaldı, topraklar akıp gitti, bereketli topraklar yok oldu, küresel iklim değişikliği küresel ısınmayı başlattı, buzullar eridi, nehirler göller kurudu, toprak çökmeye başladı.

Yazık, torunlara çöle dönüşmüş susuz, kurak, kıtlıkla boğuşan bir dünya bırakılacak.

Su, toprak, hava, ağaç ile oyun oynanmaz biliyorduk! Doğayla yarışa girilmez, biliyorduk! Bu varlıklar yaratıcının tüm canlılara en büyük lütfu, değil miydi? Hırslarına yenik düşen insanlar, kendilerine verilen bu nimetleri kötüye kullanırsa, kendi geleceğini yok etmiş olmaz mı? Türkiye’nin kapısını çalan en büyük tehlikelerden biri budur.

#susuzluk#, #kuraklık#, #kıtlık#...

Amerika’nın gerçek sahipleri, Kızılderililer’in şefi ve şaman Sapa-Karageyik New York’ta, şehrin orta yerinde, onca gürültünün, kargaşanın arasında bir Ağustos böceğinin sesini nasıl duydu acaba?

Öyle ise tekrar Atatürk’e dönelim:

“Felaket başa gelmeden önce, onu önleme ve ona karşı savunma çareleri düşünmek gerekir. Geldikten sonra üzülmenin yararı yoktur.”

#susuzluk#, #kuraklık#, #kıtlık#...



Mehmet Dağıstanlı

Eğitimci- Yazar

Eğitimci Sanatçılar Derneği Başkanı